GÖZLER MUSTAFA OĞUZ VE MUSTAFA ÖZBOYACİDA
BURDUR’DA “OLİGARŞİK YÖNETİM” TARTIŞMASI BÜYÜYOR
Özel İdare üzerinden yükselen tartışma artık bir makam meselesi değil: Asıl soru, Burdur’da demokrasi mi, oligarşik yönetim mi tercih ediliyor?
Gazeteci Hasan Güraksu yazdı
Burdur siyasetinde son günlerde yaşanan gelişmeler, bir kamu kurumu tartışmasının çok daha ötesine geçmiş durumda.
Tartışmanın görünen adresi İl Özel İdaresi.
Ancak asıl mesele İl Özel İdaresi değil.
Asıl mesele yönetim anlayışı.
Bir hafta önce AK Parti Burdur Milletvekili Prof. Dr. Adem Korkmaz’ın “kayyım” üzerinden yaptığı dikkat çekici çıkışın ardından, İl Özel İdaresi’ndeki yönetim anlayışına ilişkin “tehdit ve baskı” iddiaları gündeme geldi.
Bugün ise Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin Burdur İl Başkanı Mustafa Gün, partisinin il kongresinde aynı dosyayı kürsüye taşıdı.
Gün, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri’nin tehdit ve baskıyla istifa ettirildiğini öne sürdü.
İsim vermeden Vali Tülay Bilgihan Baydar’a seslendi:
“Bu makam neden kaldırıldı? Bunu şeffaf bir şekilde açıklayın.”
Bu sözlerin ardından artık mesele yalnızca bir makamın kaldırılması veya bir bürokratın görevden ayrılması olarak değerlendirilemez.
Çünkü Cumhur İttifakı’nın iki farklı siyasi aktörü, aynı kurum üzerinden benzer rahatsızlıkları kamuoyunun önüne taşıyor.
KORKMAZ’IN “KAYYIM” ÇIKIŞI
Adem Korkmaz’ın geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamalar Burdur siyasetinde önemli bir tartışma başlattı.
Korkmaz, İl Özel İdaresi ve bazı kamu kurumlarında tehdit ve baskı olduğunu ileri sürerken, “kayyım” ifadesiyle de dikkatleri üzerine çekti.
Şimdi MHP İl Başkanı Mustafa Gün’ün açıklamalarıyla birlikte soru daha da büyüyor:
Cumhur İttifakı’nın iki önemli ismi neden aynı yönetim anlayışını sorguluyor?
Bu sorunun cevabı, Burdur siyasetinin önümüzdeki dönemdeki en önemli tartışmalarından biri olacak gibi görünüyor.
MHP’DEN “ŞEFFAFLIK” ÇAĞRISI
Mustafa Gün’ün kongre konuşmasındaki en dikkat çekici bölüm, İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği üzerinden yaptığı değerlendirmeydi.
Gün, genel sekreterin tehdit ve baskı yoluyla istifa ettirildiğini öne sürerek, makamın neden kaldırıldığının kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Ardından çok net bir siyasi mesaj verdi:
“Biz masa başında siyaset yapan değil, halkın içinde siyaset yapanlarız.”
Muhtarlardan ve İl Genel Meclisi’nden kendilerine şikâyetler ulaştığını belirten Gün, teşkilatlarına da il ve ilçelerdeki yatırımların takip edilmesi talimatını verdi.
Ve ardından şu mesajı verdi:
“Burdur’un kaynaklarını da heba ettirmeyiz.”
Bir köye yatırım yapılırken diğer köyün yatırım alamaması halinde bunu takip edeceklerini söyledi.
Bu sözler yalnızca bir siyasi eleştiri değil.
Aynı zamanda kamu kaynaklarının nasıl dağıtıldığına ilişkin bir denetim çağrısı.
CUMHUR İTTİFAKI İÇİNDE SORULAR ÇOĞALIYOR
Bir tarafta AK Parti Milletvekili Adem Korkmaz...
Diğer tarafta MHP İl Başkanı Mustafa Gün...
İki farklı siyasi aktör.
Ancak gündeme getirdikleri başlıklar birbirine oldukça yakın:
Tehdit.
Baskı.
Şeffaflık.
İl Özel İdaresi.
Kamu kaynaklarının kullanımı.
Yatırım adaleti.
Bu kadar başlığın aynı noktada buluşması elbette kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Peki AK Parti'nin diğer iki önemli siyasi aktörü ne düşünüyor?
Milletvekili Mustafa Oğuz ve İl Başkanı Mustafa Özboyacı’nın bu tartışmalara yaklaşımı nedir?
Adem Korkmaz’ın açıklamalarına katılıyorlar mı?
İl Özel İdaresi’nde yaşanan tartışmalar konusunda ne düşünüyorlar?
“Tehdit ve baskı” iddialarının araştırılması gerektiğini düşünüyorlar mı?
Yoksa mevcut uygulamayı doğru mu buluyorlar?
Burdur kamuoyunun bu soruların cevabını bilme hakkı var.
Çünkü siyaset yalnızca konuşmak değil, gerektiğinde hesap vermektir.
MESELE ÖZEL İDARE DEĞİL!
Burada artık asıl soruyu sormanın zamanı geldi.
Mesele İl Özel İdaresi değil.
Mesele bir genel sekreterin görevde kalıp kalmaması da değil.
Mesele bir makamın kaldırılması da değil.
Asıl mesele:
BURDUR NASIL YÖNETİLECEK?
Kararlar ortak akılla mı alınacak?
Farklı görüşler dinlenecek mi?
İl Genel Meclisi gerçekten karar mekanizmasının bir parçası olacak mı?
Muhtarların sesi duyulacak mı?
Siyasi partilerle istişare yapılacak mı?
Kamu kaynaklarının dağıtımında objektif kriterler uygulanacak mı?
Yoksa kararlar giderek daha dar bir çevrede mi alınacak?
İşte tartışmanın merkezinde tam olarak bu var.
DEMOKRASİ Mİ, OLİGARŞİ Mİ?
Demokrasi; farklı düşüncelerin konuşabildiği, eleştirinin tehdit olarak algılanmadığı, kararların sorgulanabildiği, kamu gücünün denetlenebildiği ve yönetimin şeffaf olduğu sistemdir.
Oligarşik yönetim ise kararların geniş toplum kesimlerinden uzaklaşıp dar bir güç çevresinde yoğunlaşmasıdır.
Burdur’da böyle bir yönetim modelinin kesin olarak bulunduğunu söylemek elbette ayrı bir iddia olur.
Ama bugün tartışılan konuların tamamı bu soruyu sormayı gerektiriyor.
Bir milletvekili çıkıp “tehdit ve baskı” diyor.
MHP İl Başkanı çıkıp “Bu makam neden kaldırıldı, şeffaf açıklayın” diyor.
Muhtarların şikâyetlerinden söz ediliyor.
İl Genel Meclisi yatırımlarında adalet tartışılıyor.
Kamu kaynaklarının kullanımının takip edilmesi isteniyor.
Bütün bunların sonunda vatandaşın sorması gereken soru çok basit:
Kararlar gerçekten ortak akılla mı alınıyor?
Yoksa karar mekanizması giderek belli bir çevrenin elinde mi toplanıyor?
VALİ HANIMA DÜŞEN NE OLMALIYDI?
Tam bu noktada Vali Tülay Bilgihan Baydar’ın rolü önem kazanıyor.
Çünkü siyasi aktörler arasında anlaşmazlık çıkması yeni bir şey değil.
Aynı parti içinde bile siyasi güçlerin anlaşamadığı dönemler her zaman olmuştur.
Önemli olan, bu siyasi anlaşmazlığın devlet kurumlarına ve kamu hizmetlerine yansımamasıdır.
İşte burada valilik makamına büyük sorumluluk düşer.
Geçmişte Burdur Valisi Ali Arslantaş döneminde yaşanan bir siyasi gerilimin çözümünde sergilenen yaklaşım bugün yeniden hatırlanmalı.
Bayram Özçelik seçim çalışmaları kapsamında CHP il binasını ziyaret etmiş , CHP li bir genç FETO ile ilgili bir fotoğrafı hatırlatınca Özçelik gencin boğazını sıkmaya kalkmıştı.
O dönemin Valisi Ali Arslantaş siyasi tansiyon yükseldiğinde taraflar birbirine karşı daha da sertleşmek yerine, aynı masa etrafında buluşturulmuş ve uzlaşma zemini aranmıştı.
Bayram Özçelik’in CHP’li gençlerle görüşerek yaşanan gerilimi düşürmüştü
VALİLİK TARAF DEĞİL, DENGE NOKTASI OLMALI
Bugün İl Özel İdaresi üzerinden yaşanan tartışmada da ihtiyaç duyulan şey buydu.
Eğer iktidar ortakları arasında anlaşmazlık varsa, taraflar aynı masa etrafında buluşturulabilirdi.
Genel Sekreter dinlenebilirdi.
İl Genel Meclisi dinlenebilirdi.
Muhtarların görüşleri alınabilirdi.
Siyasi parti temsilcileri dinlenebilirdi.
“Tehdit ve baskı” iddiaları varsa araştırılabilirdi.
Makamın kaldırılmasının idari bir gerekçesi varsa kamuoyuna açıklanabilirdi.
Kısacası mesele kişiler üzerinden değil, kurumlar üzerinden çözülebilirdi.
Çünkü devlet yönetiminde güçlü olmak yalnızca karar almak değildir.
Kriz çıktığında tarafları aynı masaya oturtabilmektir.
BAYRAM ÖZÇELİK ÖRNEĞİ NEDEN ÖNEMLİ?
Bayram Özçelik’in geçmişte CHP’li gençlerle görüşerek uzlaşma yolunu tercih etmesi bu nedenle unutulmamalı.
Çünkü siyasi mücadele ile siyasi düşmanlık aynı şey değildir.
Rakibinizle konuşabilirsiniz.
Eleştirebilirsiniz.
Hatta sert biçimde karşı çıkabilirsiniz.
Ama sonunda aynı şehirde, aynı toplumda yaşadığınızı unutmadan uzlaşma kapısını açık tutabilirsiniz.
Burdur’un ihtiyacı da tam olarak budur.
BUGÜN SORULMASI GEREKEN SORU
Şimdi herkes İl Özel İdaresi’ni konuşuyor.
Ama ben meselenin orada olmadığını düşünüyorum.
Mesele bir genel sekreter değildir.
Mesele bir makam değildir.
Mesele bir siyasi partinin diğerine üstünlük sağlaması da değildir.
Mesele çok daha büyük:
BİZ NASIL BİR BURDUR İSTİYORUZ?
Soru soranların sustuğu...
Eleştirenlerin dışlandığı..
Kararların dar bir çevrede alındığı...
Kamu gücünün siyasi güç mücadelesinin aracına dönüştüğü bir yönetim mi?
Yoksa...
Eleştirinin özgür olduğu...
Basının susturulmadığı...
Basınında susmadığı gerekirse bedel ödediği...
Farklı görüşlerin dinlendiği...
Kamu kaynaklarının şeffaf biçimde dağıtıldığı...
Siyasetçinin hesap verdiği...
Bürokratın siyasi baskıdan uzak çalıştığı...
Ortak aklın ve demokrasinin hâkim olduğu bir Burdur mu?
İşte tercih burada.
SON SÖZ
Burdur’un artık kişisel hesaplaşmalardan daha büyük bir tartışmaya ihtiyacı var.
Demokrasi mi, oligarşi mi?
Bu soruyu sormak kimseye düşmanlık değildir.
Tam tersine, demokrasinin gereğidir.
Eğer ortada iddialar varsa araştırılmalı.
Eğer yanlış varsa düzeltilmeli.
Eğer karar doğruysa gerekçesi açıkça anlatılmalı.
Eğer kamu kaynağı kullanılıyorsa hesabı verilmelidir.
Ve eğer siyasi aktörler arasında anlaşmazlık varsa, çözüm yolu baskı değil, istişare olmalıdır.
Çünkü devlet kurumları siyasi güç savaşlarının arenası değildir.
Burdur’un kaynakları Burdur halkınındır.
Burdur’un yönetimi de birkaç kişinin değil, Burdur halkının ortak meselesidir.
Bugün İl Özel İdaresi üzerinden başlayan tartışmanın gerçek sorusu artık şudur:
BURDUR’DA TERCİHİMİZ NE OLACAK?
DAHA FAZLA DEMOKRASİ Mİ, DAHA DAR BİR GÜÇ ÇEVRESİ Mİ?
Burdur kamuoyu bu sorunun cevabını bekliyor.