SUSTURULMAYA ÇALIŞILAN GAZETECİ, KANAAT İNSANI DEĞİL HALKIN KENDİSİDİR

SUSTURULMAYA ÇALIŞILAN GAZETECİ, KANAAT İNSANI DEĞİL HALKIN KENDİSİDİR

ÜLKE VE BURDUR SEVDASI TAM OLARAK SESİNİ YÜKSELTEREK CESARETLE TARİF EDİLMELİ

29 Ağustos 2026 Cumartesi 11:42 GÜNCEL


BURDUR’DA SESSİZLİK Mİ, BİAT MI?


Sorgulamak ihanet değildir… Asıl mesele, kamu gücünün kişisel bekaya dönüştürülmesidir!


Burdur’da son dönemde öyle bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız ki, soru soran rahatsız ediyor, itiraz eden “köstek” oluyor, eleştiren ise neredeyse kentin düşmanı ilan ediliyor.


İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor.


Selim Kutlu’nun “Sorgulamak İhanet Değildir” başlıklı yazısını bu nedenle önemli buluyorum.


Ve açıkça söylüyorum:
Selim Kutlu’nun yazdıklarına imzamı atıyorum.


Çünkü mesele bir kişinin, bir partinin ya da bir makamın meselesi değildir.
Mesele Burdur’un yönetim anlayışıdır.


İyi algı yönetimi, kötü yönetimi iyi yapmaz!


Burdur’da son yıllarda dikkat çeken bir başka mesele de algı yönetiminin, gerçek yönetimin önüne geçmeye başlamasıdır.


Bir proje yapılır, başarı hikâyesi anlatılır.


Bir karar alınır, eleştirenlerin neden eleştirdiği değil, eleştirinin nasıl etkisizleştirileceği düşünülür.


Bir sorun gündeme gelir, sorunun kendisi yerine soruyu soran tartışılır.


Oysa vatandaşın çok basit soruları vardır:


Bu karar neden alındı?
Kamu kaynağı ne kadar harcandı?
Daha iyi bir alternatif var mıydı?
Burdur’a gerçekten ne kazandıracak?
Vatandaşın görüşü alındı mı?


Bu soruların hiçbirisi suç değildir.
Tam tersine, demokratik yönetimin olmazsa olmazıdır.


Kamu gücü kişisel beka için kullanılamaz!


Burada çok daha önemli bir noktaya geliyoruz.


Hiçbir makam sahibi, bulunduğu koltuğu kendi siyasi, bürokratik veya kişisel bekasının aracı haline getiremez.
Kamu gücü kişisel güç değildir.


Devletin makamı şahsi mülk değildir.


Vatandaşın vergileriyle yürütülen kamu hizmeti, kimsenin kişisel başarı vitrini değildir.
Makam geçicidir, kamu sorumluluğu kalıcıdır.


Bugün koltukta oturan yarın o koltukta olmayabilir.


Ama aldığı yanlış bir kararın bedelini Burdur yıllarca ödeyebilir.


İşte bu nedenle yöneticilerin en fazla ihtiyaç duyduğu şey alkış değil, eleştiri ve denetimdir.
“Bizi eleştirmeyin” anlayışı Burdur’u büyütmez.


Bir yöneticinin etrafında sürekli kendisini alkışlayan insanlar görmek hoşuna gidebilir.
Ancak bu durum şehri büyütmez.


Tam tersine, yöneticiyi gerçeklerden uzaklaştırır.


Çünkü etrafınızdaki herkes “Başkanım harikasınız”, “Müdürüm çok başarılısınız”, “Ne güzel iş yaptınız” , " Sayın Valim ......"demeye başladığında, bir süre sonra gerçek sorunları göremez hale gelirsiniz.


Kralın çıplak olduğunu söyleyecek kimse kalmaz.


İşte tehlike tam burada başlar.


Burdur’un ihtiyacı da tam olarak budur:


Kral çıplaksa bunu söyleyebilecek cesur insanlar.
Liyakat yoksa, sadakat şehri kurtaramaz
Burdur’un temel sorunlarından biri de liyakat meselesidir.


Bir göreve gelirken hangi kriterlerin esas alındığı…


Kimlerin neden tercih edildiği…


Kamu görevlerinde ehliyetin mi, yakınlığın mı öne çıktığı…


Bunlar konuşulmayacaksa neyi konuşacağız?


Liyakatin yerine biat konulursa, kurumlar zayıflar.


Kurumlar zayıflarsa şehir kaybeder.


Şehir kaybederse gençler gider.


Gençler giderse Burdur yaşlanır.


Sonra dönüp “Neden göç veriyoruz?” diye sorarız.


Oysa cevap çok uzaklarda değildir.
Eleştiren düşman değildir
Burdur’da artık şu yanlış anlayıştan kurtulmamız gerekiyor:
“Bizi eleştiriyorsa bize karşıdır.”


Hayır!


Bazen en ağır eleştiriyi yapan kişi, en büyük katkıyı sunan kişidir.


Bir gazeteci soru soruyorsa görevini yapıyordur. Soru soruyor , eleştiri yapıyor ise halk adına yapıyordur.


Bir vatandaş itiraz ediyorsa hakkını kullanıyordur.


Bir meslek odası teknik uyarıda bulunuyorsa kamu yararını savunuyordur.
Bir siyasetçi yanlış gördüğü uygulamayı eleştiriyorsa demokrasinin gereğini yerine getiriyordur.


Bunların hiçbirisi ihanet değildir.


Burdur’un alkışlayanlara değil, hesap soranlara ihtiyacı var


Artık Burdur’da herkes şunu anlamalı:


Birlik, aynı şeyi düşünmek değildir.
Birlik; farklı düşüncelere rağmen ortak akıl oluşturabilmektir.


Eleştiriyi susturarak birlik sağlayamazsınız.

Her türlü engelleme ise asıl o zihniyet sorgulanmalıdır

 


Korkutarak birlik sağlayamazsınız.


Kamu gücünü kullanarak insanları susmaya mecbur bırakarak birlik sağlayamazsınız.


Bu sadece sessizlik yaratır.


Sessizlik ise huzur değildir.


Bazen sessizlik, insanların konuşmaktan vazgeçtiğinin göstergesidir.
Ben Burdur’un böyle bir noktaya gelmesini istemiyorum.


Bu nedenle Selim Kutlu’nun yazısındaki temel düşüncenin altını bir kez daha çiziyorum:


SORGULAMAK İHANET DEĞİLDİR!


Burdur’u seven, yanlış gördüğünde konuşmalıdır.


Burdur’u seven, hesabını sormalıdır.


Burdur’u seven, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını takip etmelidir.


Burdur’u seven, liyakat istemelidir.


Ve Burdur’u yöneten herkes şunu unutmamalıdır:


Hiçbir makam ve mevki sahibi halka karşı sorumluluğunu unutamaz.


Çünkü o makamlar kişilere ait değildir.


O makamlar millete emanettir.


Ve emanete sahip çıkmanın yolu da susmak değil;
sormak, sorgulamak ve gerektiğinde “Hayır, burada yanlış yapıyorsunuz” diyebilmektir.
Burdur’un gerçek ihtiyacı budur.
Biat değil, liyakat.


Sessizlik değil, şeffaflık.
Algı değil, gerçek.


Kişisel beka değil, kamu yararı.
Ve en önemlisi:
Korkmadan konuşabilen bir Burdur!

Selim Kutlu gibi susturulmaya çalışılan gazeteciler gibi bu ülkeyi seven Burdur' u seven yürekli insanlar her daim olacaktır



Kaynak: https://www.gurhaber.com/