MAKÜ Üzerinden Siyaset mi, Şeffaflık Talebi mi?
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda CHP Burdur Milletvekili İzzet Akbulut'un Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) ile ilgili gündeme taşıdığı iddialar, şehirde uzun süredir fısıltı halinde konuşulan tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Ortaya atılan sorular basit değil.
Kayırmacılık var mı?
Döner sermaye ve fazla mesai üzerinden ayrıcalıklı ödemeler yapıldı mı?
Teknokent’te yakınlara yer tahsisi oldu mu?
Akademik kadrolar “adrese teslim” mi açıldı?
Bunlar bir üniversitenin marka değerini doğrudan ilgilendiren iddialardır.
Rektörün verdiği yanıtlarda “Akrabamı işe almadım” vurgusu öne çıktı. Ancak muhalefetin sorduğu soru bu değildi. Soru; görev değişiklikleri, birim sorumlulukları, döner sermaye ödemeleri ve yakın çevreye sağlandığı iddia edilen idari tasarruflarla ilgiliydi. Cevapların bu başlıkları net biçimde karşılayıp karşılamadığı kamuoyunun takdirindedir.
Üniversiteler şehirlerin göz bebeğidir. MAKÜ de Burdur’un en kıymetli kurumlarından biridir. Bu nedenle yapılan eleştirileri “üniversiteye zarar veriliyor” şeklinde değerlendirmek yerine, iddiaları şeffaflıkla açıklığa kavuşturmak daha sağlıklı olacaktır. Çünkü marka değerini düşüren şey soru sorulması değil, cevapsız kalan sorulardır.
Eski rektör ve mevcut AK Parti Milletvekili’nin “çamur siyaseti” ifadesi de dikkat çekicidir. Eğer ortada belgeye dayalı iddialar varsa, bunların çamur değil, incelenmesi gereken konular olduğu açıktır. Şayet iddialar doğru değilse, bunu en güçlü şekilde ortaya koyacak olan yine şeffaflıktır.
Burada asıl mesele kişiler değil, sistemdir.
Bir üniversitede;
Akademik alımların herkes tarafından denetlenebilir olması,
Sınav sonuçlarının şeffaf biçimde ilan edilmesi,
Döner sermaye ödemelerinin açık ve anlaşılır şekilde kamuoyuna sunulması,
Teknokent tahsis süreçlerinin objektif kriterlerle yürütülmesi gerekir.
Bu sadece MAKÜ için değil, tüm üniversiteler için geçerlidir.
Benim açımdan mesele çok nettir.
“Burdur’da yazarsa Hasan Güraksu yazar” deniliyor. Bu bir övgü değil, bir sorumluluktur.
Son dönemde sağlık sürecim ve ekipte yaşanan ayrılıklar nedeniyle haberlere gerektiği gibi eğilemedim. Bunun için kamuoyundan anlayış bekliyorum. Ancak şunu herkes bilsin: Ben kimsenin kiralık kalemi olmadım, olmam.
Hakkımda “halkı kin ve nefrete düşürmek” iddiasıyla ifade alındı. Buna rağmen ilk kez bu kadar açık yazıyorum. Çünkü mesele şahsi değil, kamusal bir meseledir.
Gönül verdiğim CHP’de üyeliğimin engellenmesi ayrı bir tartışma konusudur. Kimin engellediğini Burdur kamuoyu biliyor. İsim vermeye gerek yok. Siyaset kişisel hesaplaşma alanı değildir. Engellemelerle, dışlamalarla kimse büyümez.
Bugün konuşulması gereken;
MAKÜ’deki iddialara rektörlüğün vereceği somut ve belgeli cevap nedir?
AK Parti cephesi bu konuda nasıl bir tutum alacaktır?
YÖK ya da ilgili denetim mekanizmaları devreye girecek midir?
“18 uygulaması” devam ediyor. İzliyoruz.
Şunu da özellikle vurgulamak isterim:
Bu şehirde herkes herkesi biliyor.
Ama önemli olan bilmek değil, doğru olanı savunmaktır.
Üniversiteler siyasi kariyer inşa etme alanı değildir.
Ne muhalefetin propaganda aracı,
Ne de iktidarın koruma kalkanı olmalıdır.
Eğer iddialar asılsızsa, en büyük zararı iddiayı ortaya atan görür.
Eğer doğruysa, en büyük zararı susanlar görür.
Bizim durduğumuz yer nettir:
Şeffaflık.
Hakkaniyet.
Liyakat.
Gerisi kamuoyunun vicdanına kalmıştır.

