10 Ocak: Gazeteciler Günü mü, Suskunlar Günü mü?
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü… Sahada ter döken, baskıya rağmen gerçeğin peşinde koşan basın emekçilerinin günü kutlu olsun. Ancak kamuoyu araştırmaları acı bir gerçeği gösteriyor: Vatandaşların yüzde 65'ten fazlası medyaya güvenmiyor, yerel basında bu oran bazı yerlerde yüzde 40'ın altına düşmüş durumda. Yazı, reklam ve siyasi ilişkilerle haberin yer değiştirdiği, eleştiri yerine övgü dizen bir anlayışın mesleği nasıl zedelediğini sorguluyor: Gerçek gazetecilik halkın yanında durmaktır, yoksa suskunluğun bayramı değil!
10 Ocak: Gazeteciler Günü mü, Suskunlar Günü mü?
Sevgili okurlarım,
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü…
Öncelikle gerçekten emek veren, sahada çalışan, tehditlere, baskılara rağmen haber peşinde koşan tüm basın emekçilerinin günü kutlu olsun.
Ancak bu kutlamayı yaparken bir gerçeğin altını kalın harflerle çizmek zorundayız:
Basın emekçileriyle, basın patronlarını ve çıkar ilişkileri içinde gazetecilik yapanları aynı kefeye koyamayız.
Çünkü bugün Türkiye genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları çok net bir tablo ortaya koyuyor.
Son dönemde yayımlanan birçok araştırmada;
Vatandaşların yüzde 65’ten fazlası medyaya güvenmediğini söylüyor.
Yerel basına güven oranı ise bazı bölgelerde yüzde 40’ın altına düşmüş durumda.
Halkın büyük bölümü, haberlerin “kamu yararı” için değil, reklam ve siyasi ilişkiler için yapıldığına inanıyor.
Bu tablo tesadüf değil.
Burdur’da durum farklı mı?
Ne yazık ki hayır.
Burdur’da da gazetecilik faaliyeti ile reklam-tanıtım faaliyeti arasındaki çizginin giderek silikleştiğini hepimiz görüyoruz.
Normal ticari reklam alan, emeğinin karşılığını şeffaf şekilde kazanan basın kuruluşlarına sözüm yok.
Ama;
Belediyelerden,
STK’lardan,
Siyasi partilerden ya da bazı kişi ve gruplardan çıkar sağlayarak susan,
Eleştirmesi gereken yerde övgü dizen,
Haber değil, “ilişki yönetimi” yapan bir meslektaş kitlesinin varlığı da inkâr edilemez bir gerçek.
Ve bu durum, sadece basına değil, toplumun haber alma hakkına zarar veriyor.
Halk ne diyor?
Yine yapılan araştırmalar gösteriyor ki;
Vatandaş yerel basından şunu bekliyor:
Sorunların dile getirilmesini,
Yetkililere soru sorulmasını,
Aynı kişilerin sürekli parlatılmamasını,
Herkes için eşit mesafede durulmasını…
Ama karşılığında ne görüyor?
Aynı törenler,
Aynı açılış fotoğrafları,
Aynı isimler,
Aynı övgü dolu cümleler…
Eleştiri yok, sorgulama yok, kamu yararı yok.
Basın kartı, reklam kartı değildir
Basın kimliği;
kapı açtıran bir kart,
protokol davetiyesi,
ihale takibi için bir avantaj,
belediye ilanı için pazarlık aracı değildir.
Gazetecilik, kimden gelirse gelsin yanlışı yazabilme cesaretidir.
Eğer bir gazeteci, ilan kesilir korkusuyla susuyorsa,
o artık kamu adına değil, kendi ticareti adına konuşuyordur.
Ve bunun adı gazetecilik değildir.
O yüzden bugün iki ayrı kesimi ayırmak zorundayız
Bugün;
Sahada ter döken muhabirin,
Gece yarısı haber kovalayan emekçinin,
Baskıya rağmen yazan gazetecinin günüdür.
Ama bugün aynı zamanda,
mesleği kişisel kazanca dönüştüren anlayışın da sorgulanması gereken bir gündür.
Çünkü gerçek gazetecilerle,
çıkar ilişkileriyle suskunluğu tercih edenlerin aynı “Gazeteciler Günü” kutlamasında yan yana durması,
en çok mesleğe emek verenlere haksızlıktır.
Son söz
Basın, güç odaklarının yanında değil, halkın yanında durduğu sürece saygındır.
Aksi halde toplumun gözünde itibarı her geçen gün biraz daha erir.
Ve kamuoyu araştırmalarının işaret ettiği güven kaybı,
sadece siyasetin değil, basının da aynaya bakması gerektiğini açıkça gösteriyor.
Gerçek gazetecilerin günü kutlu olsun…
Ama suskunluğun, çıkarın ve bağımlılığın bayramı değil bugün.

