TEHDİT EDİLDİM KORUMA İSTİYORUM DİYEN VEKİLDEN ORTAK AKIL ÇAĞRISI
ÖNEMLİ OLAN BURDUR
Tehdit İddiasından Sonra Devlet Aklı: Adem Korkmaz’ın Mesajı Burdur İçin Ne Anlama Geliyor?
Burdur’da günlerdir konuşulan bir iddia, artık yalnızca Burdur’un değil, ülke gündeminin de dikkatini çekmiş durumda.
Gazeteci Hasan Güraksu’nun moderatörlüğünü yaptığı “Halkın Sesi” canlı yayınında ilk kez gündeme gelen kulis bilgisine göre, Burdur Valisi Tülay Bilgihan Baydar ile AK Parti Burdur Milletvekili Prof. Dr. Adem Korkmaz arasında yaşanan gerilim sırasında Vali’nin, “Ben hocayı götürürüm” şeklinde tehdit olarak yorumlanan bir ifade kullandığı iddia edildi.
Sonrasında Milletvekili Korkmaz’ın can güvenliği ve iletişim güvenliği konusunda yaşadığı endişeleri gerekçe göstererek yakın koruma talebinde bulunduğu yönündeki gelişmeler, tartışmayı Burdur sınırlarının dışına taşıdı.
Ancak bugün gelinen noktada başka bir konu daha var.
Adem Korkmaz’ın yayımladığı kamuoyu açıklaması…
Bence bu açıklama, yaşanan tartışmanın kendisinden daha önemli bir mesaj taşıyor.
Çünkü Korkmaz, kendisine yönelik olduğu iddia edilen bu ağır tutuma rağmen Valilik makamıyla iletişim kapısını tamamen kapatmıyor.
Tam tersine;
“Benim meselem kişilerle değildir.”
diyor.
Ve devamında devlet kurumlarıyla ilişkilerde kişisel egoların ve şahsi hesapların devlet aklının önüne geçmemesi gerektiğini vurguluyor.
İşte burada siyasetçinin kişisel meselesi ile kamu görevi arasındaki çizgi ortaya çıkıyor.
“Kişiler değil, kurumlar…”
Bir milletvekili ile bir vali arasında görüş ayrılığı yaşanabilir.
Eleştiri olabilir.
Tartışma olabilir.
Siyasi yaklaşım farklılığı olabilir.
Ama devlet görevlerinin merkezinde kişisel hesaplaşma değil, kamu yararı olmak zorundadır.
Korkmaz’ın açıklamasındaki en dikkat çekici taraf da bu.
Yaşananları kişiselleştirmek yerine meseleyi “devlet adabı”, “kurumsal sorumluluk” ve “Burdur’un menfaatleri” üzerinden değerlendirmeyi tercih ediyor.
Bu tavır, özellikle son günlerde gerilimin büyüdüğü bir ortamda önemli.
Çünkü siyasette bazen en kolay yol kapıları kapatmaktır.
En zor yol ise yaşanan gerilime rağmen Burdur için iletişim kanalını açık tutabilmektir.
Tehdit iddiasına rağmen hizmet kapısını kapatmamak
Burada altını çizmek gereken önemli bir nokta var:
Ortaya atılan “Ben hocayı götürürüm” sözünün gerçek anlamı ve bağlamı, elbette ilgili makamların açıklamaları ve varsa hukuki süreçlerle netleşecektir.
Gazeteciliğin görevi de hüküm vermek değil, kamuoyunun bilmesi gereken soruları sormaktır.
Ama bir gerçek var:
Bu iddia, Burdur’da devlet yönetimi açısından ciddi bir tartışma başlattı.
Şimdi ise Milletvekili Korkmaz’ın açıklamasıyla tartışmanın başka bir boyutu ortaya çıkıyor:
“Yaşanan ne olursa olsun Burdur’un hizmeti aksamamalı.”
Bence açıklamanın özeti tam olarak budur.
Çünkü Burdur’un kaybedecek zamanı yok.
Şehir merkezinden köyüne, ilçesinden kamu kurumlarına kadar yapılması gereken işler var.
Yatırımlar var.
Sağlık var.
Eğitim var.
Tarım var.
Hayvancılık var.
Üniversite var.
Ve bütün bunların gerçekleşebilmesi için Ankara ile Burdur’un, milletvekilleriyle bürokrasinin, yerel yönetimlerle kamu kurumlarının iletişim içinde olması gerekiyor.
Devlet aklı tam da burada başlıyor.
Devlet aklı, herkesin aynı düşünmesi değildir.
Devlet aklı; farklı düşünen insanların bile kurumların çıkarını, kamu yararını ve vatandaşın menfaatini kişisel gerilimlerin üzerinde tutabilmesidir.
Adem Korkmaz’ın açıklamasında benim dikkatimi çeken de bu oldu.
Kendisini hedef alan sözler olduğunu düşündüğü bir süreçten geçmesine rağmen;
“Burdur için iletişim zemini tamamen ortadan kalksın” demiyor.
Aksine, iletişim kurulmasını ve kamu hizmetinin devam etmesini savunuyor.
Bu nedenle açıklamayı sadece bir siyasi açıklama olarak değil, aynı zamanda gerilimi düşürmeye yönelik bir sağduyu çağrısı olarak okumak mümkün.
Şimdi sıra diğer devlet makamlarında
Fakat sağduyu tek taraflı olmaz.
Eğer gerçekten Burdur’da devlet kurumları arasında ciddi bir iletişim sorunu yaşanıyorsa, bunun çözümü kişisel açıklamalardan çok kurumsal bir değerlendirmeden geçmelidir.
Valilik makamı devletin makamıdır.
Milletvekilliği de milletin iradesini temsil eden bir görevdir.
İki makamın birbirine ihtiyacı vardır.
Daha doğrusu;
Burdur’un bu iki makama ihtiyacı vardır.
Bu nedenle mesele Adem Korkmaz ile Tülay Bilgihan Baydar arasındaki kişisel bir meseleye indirgenmemelidir.
Asıl soru şudur:
Burdur’un menfaatleri için devlet kurumları yeniden aynı masada buluşabilecek mi?
Bence Adem Korkmaz’ın açıklaması bu kapıyı açık bırakıyor.
Şimdi gözler Valilikte, siyasi partilerde ve özellikle devletin ilgili makamlarında.
Tehdit, oligarjik yönetim tarzı elbette sorgulamalı. Ama bu gerilimin Burdur' a kaybettireceği projeler ele alınmalı
Çünkü mesele artık bir milletvekili ile vali arasındaki tartışmanın çok ötesindedir.
Mesele, Burdur’da devlet aklının nasıl işleyeceğidir.
Ve son söz:
Tehdit iddiası araştırılır, varsa sorumluluk ortaya çıkarılır. Ama Burdur’un hizmeti kişisel gerilimlere teslim edilmemelidir.
Gazeteci Hasan Güraksu’nun “Halkın Sesi” yayınında gündeme taşıdığı iddia, işte bu nedenle yalnızca bir siyasi polemik olarak görülmemeli.
Burdur, devlet kurumlarının birbirleriyle kavga ettiği değil, Burdur için birlikte çalıştığı bir yönetim anlayışını hak ediyor.
Çünkü devlet makamları kişilerin değil, milletindir.

