TAKINTI MI ŞİKAYETMİ? PAPARAZZİ HABER KİMLER İÇİN YAPILIR
HABERE KONU SIRADAN KİŞİLER DEĞİL, KAMUYA MAL OLAN MAKAMLAR İÇİN YAPILIR
TAKINTI MI, MAKAMIN GÜCÜ MÜ? ŞİKÂYET ETME ALIŞKANLIĞI VE GAZETECİLİĞİN ETİK SINIRI
Bazı insanların öne çıkan özellikleri vardır.
Kimileri araç plakalarına takıntılıdır.
Kimileri il plakalarına özel bir merak duyar. Kimileri taklit yeteneğiyle, kimileri başka alışkanlıklarıyla öne çıkar.
Gazeteciler de farklıdır.
Kimi siyaset haberleriyle, kimi ekonomiyle, kimi adliye haberleriyle, kimi sporla, kimi de magazin ve paparazzi tarzı haberlerle tanınır.
“Durup dururken bunu neden yazdın?” demeyin.
Çünkü anlatmak istediğim konu aslında çok daha geniş:
Takıntı ile kamu gücünün kullanılması arasındaki çizgi nerede başlıyor?
BİR MAKAM SAHİBİ SÜREKLİ ŞİKÂYETÇİYSE...
Bir il başkanı, milletvekili, sendikacı, STK yöneticisi, emniyet müdürü, jandarma komutanı, belediye başkanı veya başka bir makam sahibi bir konuda sürekli şikâyetçi oluyorsa gazetecinin sorması gereken soru vardır:
Bu kişisel bir takıntı mı, şikâyet etme alışkanlığı mı, yoksa makamın verdiği güç mü kullanılıyor?
Çünkü makam sahibi kişinin yaptığı işlem, göreviyle bağlantılıysa artık konu sadece o kişinin şahsi meselesi değildir.
Kamu gücünün nasıl kullanıldığı sorusu ortaya çıkar. Etkili makamda birisi " yasak aşk " yapıyorsa ..
İşte gazetecilik tam burada devreye girer.
Bir vatandaşın kendi özel hayatında yaptığı bir davranışla, aynı davranışın kamu makamını kullanan bir kişi tarafından gerçekleştirilmesi aynı şey değildir.
MAKAM HABER DEĞERİNİ DEĞİŞTİRİR
Bir il başkanı…
Bir milletvekili…
Bir belediye başkanı…
Bir sendika veya STK yöneticisi…
Bir emniyet müdürü…
Bir jandarma komutanı…
Toplumun önünde olan ve bir makamı temsil eden kişilerdir.
Bunların kamu göreviyle bağlantılı davranışları doğal olarak haber değeri taşır.
Sıradan vatandaşın özel hayatı ise aynı şekilde haber konusu yapılamaz.
Bunun örneklerini çok yazdım.
Buradan tekrar tek tek örnek vermeye ve yeniden gündeme getirmeye gerek görmüyorum.
Çünkü temel ilke çok açık:
Kamu yararı yoksa, sıradan insanın özel hayatı gazetecinin oyun alanı değildir.
GAZETECİ İÇİN DE AYNI ETİK GEÇERLİ
Şimdi meselenin diğer tarafına bakalım.
Bir gazeteci de sürekli “Bir şey yakaladım” anlayışıyla hareket ederse, burada da gazeteciliğin etik sınırı tartışılır.
Sıradan bir vatandaşın özel ilişkisini, aile hayatını veya kişisel zaafını “Bakın ne yakaladım!” diyerek bel altı bir habere dönüştürmek gazetecilik değildir.
Özellikle de ortada kamu yararı yoksa…
Paparazzi gazeteciliği ile kamu yararına dayalı araştırmacı gazetecilik birbirinden ayrılmalıdır.
Bir kişinin özel hayatı, yalnızca insanların merakını gidermek için teşhir edilmemeli.
Ama toplumun önünde olan bir makam sahibinin davranışı kamu göreviyle, kamu kaynaklarıyla, makamın gücüyle veya kamu güveniyle bağlantılıysa elbette sorgulanabilir.
İşte burada yapılan iş paparazzilik değil, kamu yararına gazetecilik olabilir.
CİNSEL SALDIRI İDDİASI GİBİ AĞIR KONULARDA ÖLÇÜ DAHA DA ÖNEMLİ
Bir gazeteci hakkında veya bir kişi hakkında cinsel saldırı gibi ağır bir suç iddiası gündeme geldiğinde de aynı etik ilke geçerlidir.
İddia varsa “iddia edildi” denir.
Soruşturma varsa soruşturma olduğu aktarılır.
Mahkeme kararı varsa karar haberleştirilir.
Ama kesinleşmiş bir hüküm yoksa hiç kimse suçlu ilan edilmez.
Gazetecinin görevi insanları mahkûm etmek değil, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.
BİZİM GAZETECİLİK ANLAYIŞIMIZ
Biz gazeteci olarak;
etik değerlere bağlı,
ilkeli,
korkusuz,
tehditlere boyun eğmeyen,
baskı karşısında geri adım atmayan
ve başladığı mücadeleyi sonuna kadar götüren bir gazetecilik anlayışını savunuyoruz.
Ama bunun en önemli şartı şudur:
MAKAM VE MEVKİ AYRIMI YAPMAMAK.
Kim olduğuna bakmayacağız.
Hangi partiden olduğuna bakmayacağız.
Gücünün olup olmadığına bakmayacağız.
Kamuoyuna karşı sorumluluğu varsa onu sorgulayacağız.
Yanlış yapan bizim yakınımızsa da yazacağız.
Doğru yapan bize uzaksa da hakkını teslim edeceğiz.
Çünkü gazetecinin tarafı kişi değildir.
Gazetecinin tarafı gerçektir.
TAKINTIYI DA MAKAM GÜCÜNÜ DE AYNI ÖLÇÜYLE SORGULAMAK
Bir insanın plaka takıntısı olabilir.
Şikâyet etme alışkanlığı olabilir.
Taklit merakı olabilir.
Başka kişisel özellikleri olabilir.
Bunlar tek başına haber değildir.
Ancak kişi aynı zamanda bir kamu makamının sahibiyse ve bu kişisel davranışlar makamın yetkisiyle birleşerek başkalarını etkileyen işlemlere dönüşüyorsa, gazetecinin soracağı soru artık çok farklıdır:
“Burada kişisel bir takıntı mı var, yoksa makamın gücü mü kullanılıyor?”
İşte haber değeri tam da burada ortaya çıkar.
Aynı şekilde gazeteci için de soru aynıdır:
“Ben kamu yararını mı gözetiyorum, yoksa yalnızca bir insanın özel hayatında bir şey yakaladığım için mi bunu yayınlıyorum?”
Bu soruya gazeteci dürüstçe cevap verebilmelidir.
ÇÜNKÜ GAZETECİLİK GÜÇ GÖSTERİSİ DEĞİLDİR
Gazetecilik;
birilerini küçük düşürmek,
birilerinin özel hayatını teşhir etmek,
“Ben yakaladım” diyerek mahremiyeti ortaya dökmek,
ya da makam sahibini sırf makamından dolayı hedef almak değildir.
Gazetecilik hesap sormakla değil, hesap sorulabilirliği sağlamakla ilgilidir.
Makam sahibine de sıradan vatandaşa da aynı temel etik ölçüyü uygulamak gerekir.
Fakat kamu gücü kullanan kişinin davranışının kamu görevini ilgilendirdiği yerde gazetecinin sorumluluğu daha da büyür.
Çünkü orada mesele artık sadece bir kişi değildir.
Kamu gücü söz konusudur.
Ve bizim gazetecilik anlayışımızın özeti şudur:
MAKAMINA DEĞİL, YAPTIĞINA BAKARIZ.
GÜCÜNE DEĞİL, GERÇEĞE BAKARIZ.
KİM OLDUĞUNA DEĞİL, KAMU YARARINA BAKARIZ.
Bizi gazeteci yapan da tam olarak budur.

